Video beraberinde "Doğu Kilisesi sıkça Mutluluk Kilisesi olarak adlandırılırken Batı Kilisesi Acı Kilisesi olarak bilinir. Roma'dan doğuya zihinsel bir yolculuk yapmak gerekirse suçluluk ve acıdan uzaklaşarak ışık ve mutluluğa doğru yol aldığınızı göreceksiniz. Ancak, Joe'nun öğrendiği gerçek aslında acı zevke zannettiğinizden daha yakındır." metini de eklenmiş.Umarım en yakın zamanda film yayın tarihi belli olur.
Başka Dilde Aşk filmiyle beyaz perdeye merhaba diyen İlksen Başarırı bu filmden aldığı hazlı gazla Atlı Karınca'yı izleyicisiyle buluşturdu. Farklı tarzlarda toplumsal sorunları işleyen yönetmen bu kez oyun atölyesinin 2008'den bu yana kapalı gişe oynayan oyununu Testosteron'la karşımızda.
Filmin oyuncu kadrosunda Başarır'ın gedikli oyuncuları Mert Fırat ve Emre Karayel var. Ayrıca oyunun 2008-2012 sezonunda oynayan oyuncuları filme taşınmış.
Fragmanından aldığım hazın salona taşınması dileğiyle Testosteron "Erkek Tarafı"ını izlemeye gideceğim. Filmin detaylarıyla ilgili postumu yarın sizlerle paylaşacağım.
Son günlerde Türk Tarih Kurum tarafından yayınlanan bir video dönmeye başladı youtube'de. Bu videoda Osmanlı Devleti'nin son padişahı VI. Mehmet Vahdettin'nin okul hayatım boyunca öğrendiğim kişiden farklı bir portreyle sunulduğunu fark ettim. Bu durum Atatürk'ün "Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir, yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır" sözünü getirdi aklıma. İyi seyirler
Hayatındaki seçimleri Temmuz’u babası ile karşı karşıya getirir, maddi hiçbir destek beklemeksizin kendi hayatını yaşamak isteyen ve evinden ayrılan Temmuz, ruhunu meslek olarak seçtiği heykeltıraşlıkla arındırır. Hayatını devam ettirmek için çocuk romanları için çizerlik yapan Temmuz’un hayatı, sevgilisinden aldığı bir e-mail ile allak bullak olur. Sevgilisi tarafından terk edildiğini öğrenen Temmuz aynı zamanda da işini kaybetmiştir .Hayatı ile yüzleşen Temmuz, dibe vurmuş, yaşama küsmüştür. İhsan ise, bedensel dezavantajı sebebiyle, hayatını annesine bağlı yaşamak zorunda genç bir adamdır. Gerçekleştiremeyeceği hayallerinin yanı sıra annesinin sırtında bir yük olmaktan da mutsuz olan İhsan’ın kurtuluşu ile ilgili tek bir fikri vardır. Ta ki Temmuz’la karşılaşana dek.. Temmuz ve İhsan hayatlarının çöküşünde, dibe vurdukları bir anda karşılaşır ve bu karşılaşma Temmuz’u hayatı, sanatı, umudu yeniden tanıyacağı, İhsan’ı ise hayata yeniden tutunacağı bir dostluğa, başlangıca sürükler. . Farklı iki yaşamın birleşmesine sebep olan bu tesadüfî buluşma Temmuz’u İstanbul’un hiç bilmediği bir köşesine ve hiç tanımadığı bir ailenin içine sokacaktır.
Lars Von Trier'in çekmeye doymadığı filmi Nymphomanica'ın sansasyonel teaserları ardında beklenen trailer da geldi. Çekmeye doymadığı diyorum çünkü şuan yapımcısıyla anlaşmazlık halinde olduğu 5,5 saatlik filmi var hatta 7 saate çıkacağı da söyleniyor. Filmin iki saatlik iki versiyonun sinemada izlenmesi bekleniyor.Bunlardan ilki sinema soft versiyonu diğeriyse hard versiyon ama hangisi nasıl yayınlanacak bilmiyoruz maalesef.
Filmimiz 50 yaşındaki esas kızımız Joe'nun dövülmüş olarak sokakta bulan Seligman evine götürmesiyle başlar. Bu andan itibaren esas kızımızın 50 yaşına kadar yaşadığı seksüel deneyimleri paralelinde 8 farklı karakterin yaşadıkları seksüel deneyimleri izleyeceğiz.
Bugün Küçükçekemece'den geçerken tren istasyonu yerle bir edilişine tanık oldum. Ekip geçmişe izlerin yok etmek istercesine çalışıyordu.
Tarihi değerlerimizin her geçen gün yok olduğu günümüzde yıktıkları yapılar yerine "modern" yapıtlarını diken hükumet beraberinde tarihi, kültürü ve yaşam şeklini de yok ediyor. Modernliğin tarihi kökleri olmayan yapıtlar ve değerler olduğu yanılgısına düşmek modernitenin hizmetkarı olmaktan başka bir şey değildir her halde.
Bugün Profesyonel oyununa gittiğim.Oyunu ilk olarak 2010 yılında izlemiştim o tarihten sonra birden çok kez gitmek istesem de maalesef bilet alamadım. Bir tiyatro oyunu için bunu söylemek şaşırtıcı olabilir ama İstanbul Devlet Tiyatrosunun ayrıcalıklı oyunlarından biridir, Profesyonel.Oyunun müdavimleri yada müdavimi olamak emiliminde olanlar bilirler bu oyunun biletleri karar borsadır. DT'nin pek çok oyunundan farklıdır Profesyonel. Profesyonel Sırp Oyun yazarı Duşan Kovacevic tarafından 1990 yılında kaleme alınmış.Oyun 2010 yılında Işın Kasapoğlu tarafından sahneye konuldu.Bu oyuncu performansıyla Bülent Emin Yarar2010 Afife Jale Tiyatro Ödüllerinde Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu, Yetkin Dikinciler'se 2010 Tiyatro Dergisi Tiyatro Ödüllerinde Yılın Erkek Oyuncusu Ödülünü aldı. Oyun konusuna gelirsek Teodor Teja 40. yaş gününde çalıştığı yayınevinde beklemediği bir misafir ağırlar.Misafir Teja 18 yıl boyunca izleyen gizli polisidir. Onunla hem geçirdiği 18 yılı hatırlar hemde kendine polisin kendine ait olduğunu iddia ettiği kitapların hikayesini dinler.
Oyunun üç sene önce izlediğim halinden eser yok. Bülent Emin Yarar namı değer Luka rolünü yemiş yutmuş üstüne göre biçmiş içine girmiş içinde yaşamış hazmetmiş. Ama aynı şeyleri Teja için söyleyemeyeceğim. Yetkin Dikinciler oyunda Teja karakterinin yanı sıra anlatıcı rolünü de üstlendiği için iki rol arasına sıkışmış kalmış. Bir duygudan diğer duyguya geçiş süresi çok kısa olduğu için rolünün hakkını veremiyor maalesef ama bu kötü bir performans sergilediği anlamına gelmiyor tabii. Umarım sizde izlersiniz tabi bilet bulabilirseniz. Not: BKM Mutfak vb. programlar sayesinde oluşan TV konforunda "tiyatro", izleyicinin tiyatro izleme görgüsünü deforme etmiş. Tiyatro oyunuylaTV skeç programı arasındaki farkı unutan izleyici, oyun devam ederken farklı zamanlarda alkışlayarak oyunu kesmesini ve rol çalmasını sağalmış. Oyuncuları profesyonelliği ve sahne hakimiyeti oyunun dağılmasına engel olsa da onlar kadar sahne hakimiyeti olmayan oyuncular bu durumdan çok etkilenir.
Salon aristokrasi boyunduruğunda yaşayan sanatının "sokağa düşmesi" ve popüler kültüre dahil olması kolay olamadı tabi. Çağdaş sanatın hizmet eden tüm 20 yy. sanat akımları gibi pop art akımı da bu durumun cengaverlerinden.
Sanatın müze ve sanat galerisinden sokağa taşınması ismini bilmediğimiz ama görsel hafızamıza işleyen sanat eserleriyle tanışmamızı sağladı.Sanatın teklik özelliği yerle bir eden bu dönüşüm beraberinde getirdiği pek çok eleştirinin oluşmasını sağladı. (Bu noktada T. Adorno'yu ve kültür endüstrisi kavramını saygıyla anmadan geçemeyeceğim). Sanat eserinin zanaate ve hatta tasarıma geçişi sağlayan mimarlarından biride Keith Haring'dir.
1958'te Pennsylvanina'da doğan Keith Haring, öğrenimine Ivy School of Professional'da (Profosyonel Görsel Santlar Okulu)devam etti. Çok geçemeden grafik tasarım eğitimine yönlenmeye karar veren Haring 1978 New York'taki School of Visual Art'a kaydını yaptırdı.
Haring'ın sokak,metro gibi kamusal alana taşıdığı sanatını toplum için sanat anlayışının en güzel örneklerinden biri olsa gerek. Berlin duvarına yaptığı çalışmasıyla sistem eleştirisi yaparken aynı zamanda popüler kültüre de hizmet ettiğinin farkında mıydı acaba?
Haring'in önlenemez yükselişi Any Warhol yollarının kesişmesini sağladı.Yine bu dönem pop shopla yapıtlarını ticari metaya çevirerek ucuza ulaşılabilir sanat eserine dönüşmesini sağladı.
AIDS ile savaşı desteklemiş olan sanatçı 1990 yılında bu hastalık nedeniyle hayatını kaybetti.
Hem Haring'in röportajlarının ve yaptığı eserleri hakkında bilgi almak hemde dönem sanatı anlamak için Keith Haring'in Evreni filmi izlemenizi tavsiye ederim.
Başka sinema sinefillerin festival koşuşturmasından hatta bu sırada yetişemediği filmleri düşünerek alternatif sahne sunmuş. Bu sayede vizyon baskınına yenik düşen sinema salonları ve onların bize sunduğu filmlerde bağımsız gösterim alanı var.
1 Kasım tarihinde Başka Sinema sayesinde bize her gün festival :)
Program ve salonlar hakkında bilgi almak için ; www.baskasinema.com adresini ziyaret edebilirsiniz.
Blogumun(farkında olmada) klasikleşen köşelerinden biri haline gelen "İstanbul Modern Sinemada bu hafta ne varın" bu haftaki konuğunu Alfred Hitchcock.
Sinemada klişelerden uzak duran yönetmenimiz macguffin efsanesiyle izleyiciyi etkileyen başyapıtlarını üretmeden önce onları habercisi olan 9 sessiz filmiyle İstanbul Modern izleyicisiyle buluşuyor. Umarım sizin programınızda filmleri izlemeye uygundur.
Bu akşama zaman gazetesinin son reklamını izledim. Hicvin dibine vurulan filmde gezi olaylarının feza yayın grubunun yorumunu aktarılmak istiyor, sanırım bize. Çok ironik olmuş tabi. Filmin orijinaline sadakatten uzak olan bu bakış açısının yanlılığından rahatsız oldum.Filmin orjinalini izlemek ve aslında ne derken ne demek isteniyormuş görmek isterseniz bir bakı verin derim.
İyi seyirler.
Günaydın sevgili
yine usulca kalktım şehrine
ve seni uyandırmadan koyuldum yola.
Sensizliğin yolculuğu bu
Belki bir gün ayrılıklar son bulur.
o güne kadar
HOŞÇAKAL
"Kasımda Aşk Başkadır" sendromu nereden çıktı canım. Bunun başlangıcı Sweet November filmi midir? Yoksa bu gelenek vardı da, film bunun meyvesini mı yedi bilinmez ama pek çoğumuzun kasım ayının gelmesini iple çektiğini düşünüyorum.
İlkbaharla başlayan duygu patlamasını yaza yazlık aşklarla taşıyan metropol insanları, sonbahar sendromuyla çökerken ufukta beliren kasım ayı sayesinde vazgeçmişliklerine bir umut doğuyor. Ve aşk tüketimine devam etmeye hazırlanıyor. Kurban ve maktul hazır nazır günününü gelmesini beklerken kağıt mendil ve çikolata firmaları hazırlıklarına devam ediyor reklam kampanyalarıyla.Hatta cips firmaları dahi tükenmişlik sendromunun meyvesini yiyecek kadar rolünü büyütüyor, bu tüketime dahil olabilmek için.
Bu hazırlıklara başlamadan önce öngörüde bulunmak için Kasımda Aşk Başkadır filmini izlemek faydalı olabilir.
Bu gece kanallar arasında dolaşırken "Ev" filmine denk geldim. Uzun zamandır Biri Bizi Gözetliyor evi formatı istilasına uğramayan kanallar bu film sayesinde bir kaç saatliğine dahi olsa o günler geri döndü. Reality Showların ağ babası olarak dünya ve Türkiye'de nam salan BBG filmleştirilmesi enteresan olmuş tabi. Daha önce bu filmi izlemediğim içim merak ettim nedir ne değildir derken filmin sonuna gelmişim.
Geçtiğimiz perşembe artık klasikleşmeye başlayan İstanbul Modern ziyaretlerimden birini daha gerçekleştirdim :) Bu haftaki gidiş nedenim Hartmut Bitomsky'un Dust (Toz) filmini izlemekti. Filmin ilk gösterimini Venedik Film Festivalinde (2007) yapmış olması çok ilgimi çekmişti, maalesef. Maalesef diyorum ama ön yargı oluşturmadan önce kısaca filmden bahsetmek isterim.
50’lerde başlayan Beat akımının açtığı yoldan ilerleyen Rock and Roll özgürlük, cinsellik ve uyuşturucunun içinde barınmasına izin verdi. Bu kültür ergenlik isyanlarından, gençlik heyecanlarına kadar her ruh halini içinde barındırdı ve beraberinde de kendi kültürünü oluşturdu.
Geçtiğimiz hafta paylaştığım Hartmut Bitomsky film gösterimi programı açıklanmış.24-26 Ekim tarihleri arasında festivallerden ödüllerle dönmüş filmlerini üç filmini izleyebileceğiz. Organizasyonun sürprizi Hartmut Bitomsky söyleşisi. 24 Ekim Perşembe günü, üç filminin gösteriminin ardından saat 19.00’da İstanbul Modern Sinema’da izleyicilerle sohbet edecek.
Türk sinemamızın dört yapraklı yoncası Filiz Akın, Türkan Şoray,Hülya Koçyiğit,Fatma Girik. Her daim güzel, mütevazi ve naif; tipden karaktere geçemeyen hanım kızlarımız. Onların dünyaya geliş nedenlerinin "iyi olmak" olduğunu düşünüyorum. Yoksa başlarına gelen kötülüklere rağmen Pollyanna'yla kader birliği yapmışcasına hareket ederler miydi? Neyse ki senaryonun finali sayesinde kavuştukları mutlu son çektikleri çilenin mükafatı olarak armağan ediliyordu onlara. Bu sırada kaybedilen kadınlık onuru ve gururuysa "kutsal aile kurumu" için feda edilebilir bir değer. Tabi o dönem kadınlarının hepsi bu ayrıcalığa sahip değildi.
Bayram telaşesi ve koşturmacası sona erdi.Benim bayram planım şehirler arası yolculuğa dönüşünce sinema kampımı hayalimde suya düştü.Bende programımı bu haftaya erteledim. Pera müzesinde sinema etkinliğini "Sinemanın Kazanovası Fellini" programını kampıma ekledim. Umarım sizde kaçırmazsınız.Bu cumartesi 3 film gösterimi var.Bunlar Doktor Antonio'nun Baştan Çıkması,Ginger ve Fred,Şeytanın Kurbanlarını izleyebileceğim filmler.
Sinemada bizde varızla sinema şöleni veren İstanbul Modern bize yeni bir etkinlik hazırlamış. Goethe-Institut'la ortak olarak hazırladıkları etkinlikle Hartmut Bitomsky'nin üç belgeseli izleme olanağı sunuyor.Program detaylarına henüz ulaşamazsam da ulaşır ulaşmaz ilk işim paylaşmak olacak.
2007 Venedik Film festivalinde ilk gösterimi olan Toz(staub)'u da izleyebileceğiz.
Öncelikle hepinizin kurban bayramı kutlu olsun.Umarım 10 günlük tatiliniz dinlenerek ve eğlenerek geçer. Pek çok arkadaşım şehir dışına çıktı benimde durumumda henüz belli değil ama eğer İstanbul'da kalırsam sinemada yaşamaya karar verdim. :) Ve ilk izlemek istediğim film Moebius .
Yıllar önce Temel İçgüdü(Basic Instinct) filminde Sharon Stone tarafından tatbiki uygulaması olan penis kesme vakası bu kez Kore sinemasında Kim Ki Duk eliyle ve gözüyle izleyeceğim. Oedipus kompleksinin ters köşeye yatıran versiyonunda işlenmiş olması da filmin ilgi çekici bir diğer yanı. İzlenmeye değer ilk filmim budur.
Konuşan hayvanlar, nesneler sayesinde alıştığımız çizgi dünyanın fantastik alemi metal yığını arabalarında konuşa bileceğini inandırdı, biz izleyicilere. Hatta arabalar filmi en sevdiğim animasyon filmlerden bir diye bilirim. Bundan aldığım referansla uzun zamandır gitmek istediğim uçaklar filmine gittim. Aynı yapım firmasının iyi bir iş çıkaracağını düşündüm. Fakat Pixer bu filmimde erişkin izleyicileri devre dışı bırakmışlar sanırım.
Ülkemde demokrasi paketine dair konuşula dursun, Marjane Satrapi'nin hikayesi geldi aklıma.1979 yılında önce ılımlı sonra sert etkileriyle hissedilen İran İslam Devriminin çocuk gözüyle nasıl görüldüğünü anlatmaya çalışmış bize önce persepolis illüstrasyonu artından filmiyle.
Film, şah iktidarının devrilmesi ardından umutlanan İran halkının ekonomik ve siyasal kalkınmanın yaşamlarına gireceğini düşünürken, mollaların iktidarına gelmesinden bahsediyor. Bu değişim esnasında 9 yaşında olan Marjane ailesi ve çevresindeki değişimi anlamakta.
Bugün "Bizde Varız" programındaki "Hayat Boyu" filmlerini izlemek için İstanbul Moderne gittim. Perşembe günü yoğunluğuyla salona yer bulamayacağımı düşünsem de oturacak yer sıkıntı yaşamadım.Ama bu salonun boş olduğu anlamına gelmiyor tabi.
İstanbul Modern sonbaharın kederli havasını unutturacak etkinliklere devam ediyor.Bu sayede kışın gelişini yumuşatıyor ve unutturuyor belkide (benim gibi kışı sevmeyen biri için bu kötü bir dönem).Geçtiğimiz hafta son bulan ölesiye sinema film gösterimlerinin ardından "bizde varız" filmleri izleyiciyle buluşturacak. 3-13 Ekim tarihleri arasında etkinlik yağmurların artığı bu günlerde yaz boyunca girmekte geri durduğum sinema salonlarına geri gitme olanağı da sunuyor bana. Umarım bu geçişte sizin içinde iyi bir etkinliktir.
Çocukluk anıları, eğitimi, çalışmalarıyla hayatını sinemaya adamış, özelikle kendi çeviri olan Sinema ve TV'de Görüntü Kurgusu kitabı (Aleksey G. Sokolov) ve kitapta örneklerininde bulunduğu yumurta adamları sayesinde aks çizgisi ve atlaması gibi sinemayla ilgili teknik terimleri anlamamı sağlamıştır (kurgunun pratiğiyle aram hala iyi değil).
Bugün bütün uğursuzlukların yüklendiği 13.Cuma. Yaşadığımız coğrafyadan olsa gerek benim için hiç bir anlam ifade etmiyor. Ama bu güne çok derin anlamalar yükleyen pek çok kültür var.