29 Ağustos 2013 Perşembe

Dünyaya Barış Gelsin


İki kıtayı kuşatan beyazlı insanlar ... 


Bu pazar İstanbul'da Dünya Barış Günü kardeşliğin ve barışın görsel şölenine dönüşecek. Birbirini tanımayan hangi din, millet yada sosyal sınıftan olduğunu bilmediğimiz beyaz giymiş binlerce insanla ele ele tutuşarak kardeşliği ve barışı çağıracağız. İnşallah bu ortak ruh devletler üstü bir  aura yaratır ve tüm dünyaya barış getirir. Özellikle içinde bulunduğumuz coğrafyaya. Eğer sizinde daha öneli işiniz yoksa (ki umarım yoktur) bir eli de siz tutun.

27 Ağustos 2013 Salı

Sinemayla Kitabın Flörtü




Sinemanın, kitapla birlikteliği sinema tarihi kadar eski. Kitabın okuyucuya sunduğu kişiye özel dünya, sinema sayesinde ete kemiğe bürünerek hayat bulurken, bu buluşma beraberinde pek çok sürprizi getiriyor. Okuyucu tarafından beğenilen ve başucundan ayrılmayan yada kütüphanelerin tozlu raflarında kaybolan kitaplar yönetmenlerin gözünden izleyiciyle tekrar buluşunca, okuyucunun hayalinde yaratığı dünyayla kurmaca yaşam içinde yüzleşme olanağı buluyor (kitabı okumayan izleyiciler için erken tespit olsa da).



Bu durum müspet sonuçlar verebileceği gibi, izleyici büyük hayal kırıklığına uğratmaya da gebe. Bu durumla ilgili ilk hayal kırıklığımı Perihan Maden'in İki Genç Kızın Romanı kitabında yaşamıştım.Roman ergenlik bitiminde iki kızın yaşam,cinsellik ve hayata tutunma çabalarını anlatıyordu. Kişisel ergenlik finalininde benzer dönemlere denk gelmesinden olsa gerek kitabı çok sevmiş ve bir solukta okumuştum (ki o zaman kitabı sinema filmini de çekmeyi düşünmüştüm). Kutlu Atman tarafından aynı adla sinemaya aktarılacağını öğrendiğimde çok sevinmiş ve kişisel hayalim nedeniyle hayal kırıklığına uğramıştım. Filmde Hülya Avşar ve o dönem popüler işlerle anılan Vildan Ataseven'in oynaması bile filme olan inancımı yitirmemi sağlamadı. Taki sukutu hayale uğradığım film gösterim gününe kadar. Perihan Maden'in romanda yaratığı dünya filme yansımadığı gibi filmde anlatılan mekan, zaman ve kişilerde benim kurmacamın parçası değildi. Filmin sonunda romanın kutsamak kalmıştı elimde.



Tabi her uyarlama bu kadar başarısız değildi.Bunların en başarılılarından biri hiç şüphe yok ki. Otomatik Portakal kitabının sinema  uyarlamasıdır. Bu aşamada Stanly Kubrick dehası ve hayal gücünü göz ardı etmemek gerek tabi.



26 Ağustos 2013 Pazartesi

Sevgiliye Güzelleme Vol.1 Dünde Kalan Gelecek


Bugün erkenden başladım güne, dünün etkisi ve yarım kalmışlığından olsa gerek. Saat 6'da  çalar saati çaldı günün ve  her çalar saat sesi gibi erteledim günün çağrısını ama bu ancak saat 7'ye kadar dayanabildim.Nede olsa günün saati gelince tüm ertemeler bile bir  yere kadar. Şimdi dünden kalanlarla bugünü karşılamanın şaşkınlığı içerisindeyim. Bir yanım  telaşlı ve şaşkın diğer yanım korkak ve kırılgan. İkisinin ortasında oturuyorum. Geçmiş, gelecek ve şu anın içindeki benle.



Not: İllüstrasyon Magnolia filmine aittir.


24 Ağustos 2013 Cumartesi

Brian Atwood ve Ayak Fetişizmi



Brian Atwood, Chicago’lu eski modeldir. Southern Illinois University 'de sanat ve mimarlık okuduktan sonra New York fashion institute of technology 'de tasarım okumuş, Versace 'de çalışmadan önce bir sure modellik yapmıştır.
 1996’da Versace markası tarafından işe alınan ilk Amerikalı tasarımcıdır. Burada Versus Label için 5 sene boyunca ayakkabı tasarımcısı olarak çalışmıştır. 2001 yılında kendi markasını olan “BrianAtwood” kurmuştur. Moda endüstrisine tahta topuklu ayakkabı tasarımı armağan eden ilk ayakkabı tasarımcısıdır. 2003 yılında  Perry Ellis aksesuar tasarımı ödülüne layık görülmüştür.
Seksi ayakkabılar ve çantalar yaparak tüketicilerinin ilgisini çekmektedir.2012 yılında yapmış olduğu reklam kampanyasında sansüre uğramıştır. Bunun nedeniyse, Victora’s Secret modeli Candice Swanepoel’in rol aldığı kampanya afişinin, aşırı dozda erotik olmasıdır. Markanın New York’taki mağazasının hemen dışına asılması yasaklandı.


Reklam kampanyalarından kadın ve erkek vücutları teşhir ürünü olarak kullanılmıştır. Bu sayede tüketici cinsel dürtüleri okşanarak en ilken benliği olan id ile temasa geçilmektedir. Ergenlik ve erişkinlik süreçleri sayesinde süper egonun etkisiyle evirilen id bu sayede geri adım atmakta ve atalarından miras kalan iç güdüsel dürtülerini harekete geçirmektedir. Bu sayede yıllardır süper egosu tarafından cezalandırılan idi açığa çıkma şansı bulmaktadır. Kullanılan vücuttaki hazza odaklanan izleyici ürün tanıtımından çok bilinçaltındaki bastırılmış duygularını tatmin etmeyi tercih edecektir. Bu esnada da marka bilinirliğini artırmanın yanı sıra tanıtımını yaptığı ürünü de bastırılmış idine destek olacağı izlenimi yaratılmakta ve tüketicinin savunmasız olduğu bir anda ürünle karşı karşıya bırakılmaktadır. Brian Atwood markasının ürün tanıtımında Victora’s Secret kızı Candice Swanepoel body ve siyah çorabıyla reklamda kullanılan diğer iki erkeğin üstünden konumlandırmıştır. Burada poligamik bir ilişki vardır. Bu ürünün kullana kadınların erkekler tarafından daha çok arzulanacağı izlenimi yaratılmaktadır. Hatta reklamın sağ köşesinde konumlana daha cüretkâr diğer kadına rağmen o seçilmiştir. Çünkü Brian Atwood marka ayakkabı kullanmaktadır ve erkeler kadından çok ayakkabılara odaklanmaktadır ve manken bu durumdan rahtsız değildir.


Fallik dönemde gelişen vücuduna rağmen yaşama entegre olmaya çalışan kız çocuğu, erkek çoğuna göre eksik organla doğduğunu fark eder. Bu büyük bir gerilim ve eksik doğrulmuşluk hissi yaratır. Bu eksikliği gidermek için babasına yanaşır fakat karşısına anne engeli çıkar. Bu sürecin sağlıklı sonuçlanması süper egonun gelişmesini sağlar fakat eğer sağlıklı sonuçlanmazsa eksik organını tamamlaya bilmek için erkek cinsel organına ihtiyaç duymaktadır. Bunu da sevgili, eş ve bunun sonucu doğacak erkek çocukla karşılayabilecektir. Bu noktada kadının yardımına koşan Brian Atwood marka ayakkabılar, bu ürüne sahip olan kadınları ihtiyacı olan eksik organı tamamlayabileceği izlenimi yaratarak kadını bu gerginlikten kurtarmaktadır. Görselde kadın eline konumlanmış yüksek topuklu ayakkabıda bu düşünceyi destekler niteliktedir. Birden çok erkekle birlikte olarak iktidarını güçlendirirken bu durum getirdiği yüksek haz yüzünden algılanmaktadır.


Toplum normlarına göre kadınlar ve erkekler monogamik ilişki kuran bireylerdir. Bu sayede aile kurumu yüceltildiği gibi üremenin sınıflandırılması da sağlanmıştır. Üreme türünün devamın sağlama ve iç güdüsel ihtiyaçları karşılamak için yapılmaktadır. Haz göz ardı edilmiştir. Sadece türün devam ve iç güdüler nedeniyle ilişkiye girilebileceğini düşünülmektedir. Bu noktada Freud’un tezi devreye girmektedir. Çünkü eşcinsel ilişkide ve cinsel organlar dışında organlar yâda nesnelerle kurulan cinsel ilişkilerde üremek değil hazza yönelik duyguları tatmine odaklanılmıştır. Bu durumu cinsel sapış olarak tanımlaya Freud cinsel organ yerine vücudu çeşitli bölgelerinden cinsel hazza yönelik tatmin sağlanmaya çalışıldığını belirtmiştir. Hatta bu durum elbise, aksesuar ve ayakkabı gibi cansız nesnelere yönelik ilgi şeklinden de görülmektedir. Brian Atwood markası reklam kampanyasından erkeklerin bu özelliklerinden faydalanmaktadır. Fetiş objesi olarak seçilen ayakkabı kadının iktidarını kuvvetlendirdiği gibi erkeklerin onun boyunduruk altına girmesini sağlamıştır. Burada eş koşullarda partnerler yoktur. Brian Atwood markasına sahip olan kadın bunun sağladığı iktidarla erkekleri denetimi altına almıştır. Erkeklerse köle sahip ilişkisinden büyük bir haz almaktadır.
Reklam için hazırlanan görselde, mavi ışıkla aydınlatılmış bir stüdyo kullanılmıştır. Yaratılan atmosfer sayesinde mekânda gerçek dışılık hissi verilmiş hatta rüya atmosferi hissi yaratılmaya çalışılmıştır. Bu sayede bilinç altına atılmış tüm düşüncelerin ortaya çıkarılmasına yönelik izin verilmiştir. Artık her şey serbesttir ve kullanıcıların huzuruna sunulmuştur. Aydınlatma şekli aynı zamanda kadının kurduğu iktidarı kuvvetlendirmek ve bunun yarattığı soğuk etkiyi izleyicilerin dikkatine sunmaktadır. Bu düşünce kırmızı ruj ve leopar desenli ayakkabılarıyla desteklemektedir. Kadın güçlüdür ve erkeğin üzerindeki iktidarı sağlamdır. Saçlarının boyu bilinmemekle birlikte erkeklerle eş uzunlukta hatta daha kısa izlenimi yaratılmaya çalışılmıştır. Bu noktada toplu saçta kullanılmış olabilir ama yaratılmış olan mekânda kadına iktidar günün nimetlerinin karşılık feminenliğini destekleyecek saçlarından vazgeçilmesi istenmiştir. Çünkü ancak maskulen bir kadın erkeklerin iktidarını elinden alıp onları boyunduruk altına alabilir. Bu sayede bilinç seviyesinde bastırılan tüm davranış ve dürtülerin ortaya çıkmasına izin verilecek ortam yaratılmıştır. Kadın fetişistlerinin üzerinde tahakküm kurarken erkeklerse bu iktidarın altında boyun eğmekten haz almaktadır. Kadının tahakkümü ve iktidarı ancak ve ancak Brian Atwood marka ayakkabı kullanıldığında gerçekleşmektedir. Ayrıca görselde kullanılan ince sivri topuklu ayakkabı sayesinde kadının eksiklik hissettiği cinsen organının kadına dair bir aksesuarla desteklememektedir. Erkeklerin onunla ilgilenmesine rağmen onun onlara dokunmak yerine ayakkabılarıyla ilgilenmesinin nedeni budur.



Pop Art Nedir Ne Değildir?




1950'lerde ortaya çıkan ve halla etkisini hissettiğimiz pop-art ne menem bir şeydir derken yaptığım bir araştırmayı ifşa etmek boynuma borç oldu. Pop art, 1950'lerde, özellikle ABD ve İngiltere'de soyut dışavurumculuğa tepki gösteren genç sanatçıların 1960'larda bir akım haline getirdikleri sanat türüdür. İngiltere ve ABD'de değişik koşullarda ve birbirinden bağımsız olarak ortaya çıkmıştır.
Marcel Duchamp'ın 20. yüzyıl başında hazır yapım nesneleri bağlamları nedeniyle sanat eseri olarak sunmuş olması, pop sanatçılarının popüler kültür imgelerini benzer bir motivasyonla sunmalarında etkili olmuştur.Pop art'ın alnında verilmiş ilk eser 1956'da Richard Hamilton tarafından yapılan “Yarın Ne Olacak” illüstrasyonudur. Bu eser pop art’ın başyapıtı olarak kabul edilmesine rağmen, serginin katalogunda yayınlanacak illüstrasyon olması dikkat çekicidir.Pop art kavramı ilk kez 1958’de, İngiliz eleştirmen Lawrence Alloway(1926-90)Architectectural Desing dergisine yazdığı “sanat kitle iletişimi” başlıklı makalesinde popüler kültür ürünlerini tanımlamak için kullanmıştır. 1962 yılından sonrada tanım kapsamı genişletilerek güzel sanatlar alanında popüler kültür ögelerini kullanan sanatçıları da bu şemsiye altında değerlendirmeye başlamıştır. Akım İngiltere'nin ardından ABD’de de popüler kültür verileriyle ilgilenen ve dönemin egemen sanatsal üslubu Soyut Dışavurumculuktan uzaklaşma eğiliminde olan sanatçıların dikkatini çekmeyi başarmıştır. Amerika’da bu akımdan etkilen sanatçılar; Andy Warhol(1927-1987), Roy Linchtenstein(1928- 97), ClaesOldenburg(1929-), James Rosenquist(1933-)  pop art alanında eserler vermişlerdir.



“20.yy kent yaşamı soluyan sanatçıların kitle kültürünün tüketicisi olması ne kadar kaçınılmazsa üreticisi olması da o kadar kaçınılmazdır” diyen Hamilton pop art akımının felsefi temellerini atmıştır. II. Dünya Savaşının sonrasında gelişen savaş sonrası yıkım sendromu kitleleri tüketim kültürüne yönelmesindeki en önemli etmenlerden biridir. Pop art bu kitle kültürünün sanatsal yansımasını oluşturmuştur. Amerika’da ekonomi alanında yapılan gelişmelerde tüketim kültürünün oluşmasındaki en önemi etmenlerden biridir. Bu anlamda “Amerikalı” içeriğe sahip olan Pop Sanat, kendi coğrafyasını bulmuş, uluslararası sanat ortamında da Amerikan sanatı olarak algılanmıştır.New York dev bir atölyeden farksızdır artık, şehirle birlikte ona bağlı tüm değerler de sanatın içindedir. Araba ilahlaşmış, cinsellik alenileşmiş, konserveler, pizzalar, patlamış mısırlar ikonlaşmış, sinema ise düşler ve yıldızlar üretmeye yarayan mükemmel bir makine olmuştur.




Çizgi roman başta olmak üzere, medya ve sinema pop artçılar için önemli bir esin kaynağı haline gelmiştir. Büyük afişler, bir dolu yeni sanat eleştirmeninin doğmasına neden olan modern sanat denemeleri, görsel, renkli insanı kendi içine çeken bir dünyayla gitgide daha hızlı ve korkutucu biçimde sanayileşen, daha da hızlı kirlenen "uygar dünya"nın üzerini bir perde gibi örtmüştür.Kendini kabul ettiren şey sıradan bir sanat akımı değil, tam anlamıyla bir ‘hayat tazı’dır Ayrıca Hamilton eserinden de anlaşılacağı gibi erkekte kadın gibi seyirlik nesne haline dönüşmüştür. Buda ilk çağdan bu yada kadına atfedilen bu rolün her iki cinse de dağıtıldığının göstergesidir. Bu aşamada kadının üretime girmesi ve kapitalin erkine sahip olduğuna da dikkat çekmek gerekir.
Hollywood yıldızları da bu nesne olma durumundan nasibini almış. Bu akımın en tanınmış sanatçılarından Andy Warhol "Bence herkes birer makine olmalı" diyerek resimlerine sanki bir makine tarafından çizilmiş havası vermeye özen göstermiş. Warhol eserlerinin neyi anlattığını yorumlamayı izleyicilerine bırakırmış. Her gün yeni bir ürünün türediği ve her şeyin dakikasında tüketildiği bir toplumda işaret ederek, söylemiş: "In the future everybody will be famous for fifteen minutes" (Gelecekte herkes on beş dakikalığına ünlü olacak) demiştir.Çizgi roman karelerinin duvarlarımıza kazandırılması ise Roy Linchtenstein sayesinde olur. Aslında Linchtenstein bir çizgi roman çizeri değildi, yaptığı şey geniş açı klişeler çizimidir. Aşk acısıyla ağlayan kadınlar, bir tartışmanın ortasındaki çiftler, alevler içindeki uçaklardan atlayan pilotlar sanatçının bu alanda verdiği eserlerdir.  Bu klişeleri, ses efektleriyle ve konuşma balonlarıyla da süsleyerek öncesi ve sonrası olan gerçek çizgi roman kareleri dönüştürmüştür.
“Şehirde bir ağacın önüne oturamam, çünkü şehirlerde hiç ağaç yok. Ve bir ağacı düşündüğümde, ağacın medya (filmler, fotoğraflar, reklamlar vs) tarafından yapılan taklididir aslında aklıma gelen. Ben nesnenin kendisinden çok, taklidini algılarım.” Sözleriyle sanatçı sanat akımı ve hayata bakış açısını özetlemiştir.Claes Oldenburg ise tam boyutlarıyla oluşturulan ünlü süper-market-galeri “Store”da, gıda maddelerinin ve tanıdık nesnelerin taklitlerini sunar. Bu durum sadece resim, sinema ve müzik dünyasını değil, tasarımcıları da büyük ölçüde etkileyecektir.
Diğer taraftan İngiltere de boş durmaz; 50'li ve 60'lı yılların Londra’sı, çılgınlar gibi pop art çağını kutlamaktadır, Peter Blake'in Elvis Presley ve Beatles için yaptığı muhteşem albüm kapakları, Brigitte Bardot için hazırladığı illüstrasyonlar tüm dünyayı etkilemiş, pop tutkusunu zirveye çıkarmıştır.
Andy Warhol

Andy Warhol (6 Ağustos 1928 - 22 Şubat 1987), ABD'li ressam, film yapımcısı ve yayıncıdır. Pop art akımının en önemli temsilcilerinden kabul edilir. Seri üretimin, seri üretim nesnelerinin sıkça kullanıldığı bir sanat türünde eser vermiştir. Sanatçı, resimlerini afiş tekniği ile çoğaltmıştır. Bu radikallik aslında bir tepkidir ve çağın toplumsal olaylarına eleştirel bakış açısıyla değerlendirip bu tür eserler vermiştir. New York'ta kurduğu ve “Factory” adını verdiği atölyesinde sade yaratıcılığın sınırlarını aşıp türlü yeniliklere imza atmıştır.Parlak renklerle adeta badana yapılmış Marilyn Monroe, Elvis Presley, Elizabeth Taylor portreleri büyük sansasyon yaratmıştır. Lou Reed'in adıyla anılan rock grubu VelvetUnderground'un ilk albümlerinin kapaklarını tasarlar, Coca Cola şişelerini, Campbell's çorbalarının ve Heinz ketçaplarının kutularını boyar. “Tüketim toplumu” olarak bilinen kavram, Warhol için tükenmek bilmeyen bir esin kaynağıdır, bu oburluğu küçümsemek komik olur, zira bütün bu ‘sanat eserleri' daha sonra koleksiyonlarda, galerilerde ve hatta müzelerde baş tacı edilir.





Campbell Çorba Kutuları (1962)

Sanatçı çalışmasında, popüler kültür ve beraberinde hayatımıza giren tüketim kültürünün insanlar üzerinde yarattığı aynılık hissine vurgu yapmıştır. Seri üretimin ürünü olan materyallerin teşhirinin yarattığı his çalışmanın ana temasını oluşturmaktadır. Bunun için Campbell marka çorba teneke kutusunu kullanmıştır. Çalışmasında poster tekniğiyle kullanan sanatçı anlatımında, aynı görseli birden çok kez kullanarak tekrarın gücüne yararlanmıştır.

22 Ağustos 2013 Perşembe

Gelin Olmak İçin Doğan Kadınlar



Ataerkil kültür içinde doğan biz doğulu kadınlar, kültürün dayatmaları ve adetleriyle yoğrularak büyüyoruz. Batıya doğru kaydıkça Avrupa'nın ılımanlaştırıcı etkisiyle yumuşayan bir baskıya sahip olsak da, evlenerek soyumuzu devam ettirmek ve erkeğimizin soyuna geçme hayatsal önceliğiyle programlanıyoruz. İnsan olduğumuz ve bireysel farklılıklara sahip olduğumuz dikkate alınmadığı gibi , yaşama hakkımızdan önce doğurganlığımız bizi biz yapıyor. Bu noktada düşünceler ve yaşamsal beklentilerse başka bahara kalıyor.Tabi başka bir bahara ulaşabilirsek.  Bu nedenle kız çocuğu doğumuyla birlikte çeyizine de sahip olmaya başlıyor. Özellikle doğunun doğusundaki kadınlar henüz kadın olmadan yada olamadan evlendiriliyorlar.
Avrupalı fotoğraf sanatçısı Stephanie Siclair Afganistan , Yemen , Etiyopya , Hindistan , Nepal  gibi ülkelerdeki çocuk gelinleri fotoğraflandırarak bu duruma dikkat çekiyor. Yaptığı çalışmayla çocuk gelinlerin sesi olan Siclair fotoğraflarını National Geogrphic yayınlama olanağı bulmasının yanı sıra , Birleşmiş Milletler Nüfus Fonunun Too Young To Wed kampanyası için kullanılma olanağı buluyor.


                             Yemen: Sidaba ve Galiyaah'nın düğün töreni


                            Yemen: 14 - 16 yaşlarındaki çocuk gelinler        


                              14 yaşındaki Asya'nın yeni doğan bebeğini yıkarken   


                         Tahani (pembe elbiseli) 6 yaşında eşi Majed (25) evliliklerinin ilk günü

Not : Tüyler ürperten bu insanlık ayıbının bir an önce sona ermesi dileğiyle

Moda Ete Kemiğe Bürünürse Nasıl Görünürdü?



Estetize edilmiş hayatlarımız, birbirini kopyalanarak çoğalıyor.Moda endüstrisinin tek tipleştirdiği prototip insanlar türlerinin devamı için özlerine sıkı sıkıya bağlanırken, türdeşlerini tanımak için çeşitli kanalları kullanmayı ihmal etmiyorlar .Bu noktada en büyük yardımcı Sex And The City , Gossip Girl gibi diziler ve elle,cosmapolitan,marie claire gibi dergiler . Hatta pasta payını büyütmek isteyen yapımcılar,  Sex And The City 'yi sinema endüstrisinin hizmetine sunmayı da ihmal etmiyorlar.



Moda endüstrisi büyüklere için kendi masalını yarata dursun, çocukluk hayallerimizi plazalardaki çağdaş kölelere dönüşmek için satan bizde, bu yeni masalın parçası olmayı kendimize borç biliyoruz. Pamuk prenses, Sindirella  gibi beyaz atlı prens sayesinde elde ettiği zenginlik ve soylu aile hayalide suya düşünce yeni kahramanlarımızı yaratmak hayallere ödenen diyet oluyor . Tıpkı şirinler'in iyi çocuklara görünme vadi gibi, bizde çok çalışırsak zengin ve itibarlı bir hayata kavuşabilme olanağı bulabiliriz düşüncesi beliriyor, zihnimizde. Bunun için yapmamız gereklerin ip uçlarını bu yolla öğreniyoruz.Bunlarda yetmezse Secret  vb. kişisel gelişim kitapları devreye giriyor. Biz de bu uğurda yeni bir hayale yelken açıyoruz vazgeçtiklerimiz ve büyükşehirin getirdiği kaossa aldırmadan.

14 Ağustos 2013 Çarşamba

Hayata Dokunuş



Hayat tüm coşkusuyla akıp giderken , hayatımız kayıp gider elimizden öznelliğimize aldırmadan. Bizse bazen bu coşkunun içinde kendimizi ararken bir dokunuşla uyanırız bu kaosun içinden.İranlı fotoğraf Hossesein Zare bu uyanışı fotoğraflarıyla yansıtmış izleyicilerine. İyi seyirler.











Eserlerini online olarak sergileyen sanatçının diğer fotoğraflarına http://500px.com/Hosein-zare sayfasından ulaşabilirsiniz.

4 Ağustos 2013 Pazar

Keyif ve Ortağı


Ramazanın gelenekselliği ve keyif insanı yapıma uygun olduğundan olsa gerek bu aralar Türk Kahvesi ayrı bir önem taşıyor, hayatımda. Özellikle mangalda yapılmış kahve . Bugün Feshane'ye gittiğimde bu damak tadından mahrum kalmayacağım bir mekanla karşılaştım ve bir kez daha hayran kaldım. Ramazan gelenekselliği bitmeden sizinde yolunuz Feshane'ye düşerse bu güzel lezzeti sizinde tatmanızı öneririm.






not: Saltanat kayığıyla yapılacak turu da ilginizi çekebilir.

2 Ağustos 2013 Cuma

Yanmaya Niyetliysen Uçuş Serbest



Sevgi nerede başlar nerede biter? Tutkuyla sevgi arkadaş mıdır yoksa birbirinin celladı mı? Biri azalırsa diğeri üstlük kurar mı? Bağımlılık sevginin masum kardeş midir yoksa şeytanı mı? Zaafla bağımlılık karışırsa insan aşık mı olur yoksa hasta beyinler mi üretir tüm bu olanları? Bağlılık ne zaman bağımlılığa dönüşür? Monogami ile örülmüş ahlak yapımız poligamiye dönüşürse neden felaket olur? Evlilik kurumu mutlak aşkın mı toplumsal yükümlülüğümüzü mü aklanmasını sağlar?


Benzeri karmaşık düşünceler aklımda dolaşırken, erkek arkadaşımla izlediğim (ne kadar ironik ) Candy filmi aklıma geldi. Aşkla uyuşturucu bir araya gelince hangisi daha üstün bağımlılık olduğunu düşündüm; sanırım filmin yönetmeni Neil Armfield da buna karar verememiş ve aşk harmanlı uyuşturucu filmini çekmiş. Filmde toplum normlarıyla kutsanmış evlilik kurumu bile ilişkinin ve aşkın kutsanmasını sağlayamaması da gayet düşündürücü. Oysa kutsanmış evlilik kurumu ilişkiyi tüm kötülüklerden arındırmak için yeterli değil miydi? En azından benim içinde olduğum kültür bana bunu öğretmek için programlanmıştı.




Büyük şehirlerin getirdiği obsesif yaşam ve ben olamayan bireyleri, biz olma yoluna girince başarısızlığı göğüslüyor. Bu aşamada toplum tarafından kabullenilen (iş , temizlik, güzellik,sağlık) yaşamlarına katan bireyler legal bağımlılıklarıyla kendilerine yaşamda yer bulurken uyuşturucu ve alkol gibi illegal bağımlılığa sahip olanlarsa toplumsallaşamadığı gibi aşk bağımlılığıyla da baş edemeyip hayatlarını yaşanmaz hale getirebiliyor.

Benim bağımlılıklarım ne kadar legal yada illegal yada yaşamımı ne kadar akladım toplum nazarında bilinmez ama bu aşkı görünce içimde derin sızı ve beraberinde sonsuz soru işaretleri belirdi. Bu aşkın yaşmak iyi mi yoksa ceza mı bilemedim beraberinde.