Masal içinde mağduru oynayan prenses faşist olabilir mi?
Pamuk Prensese dil uzatmak istemezdim , tabi. Nede olsa “ailemizin kızı” sıfatını “ailemizin prensesi” sıfatına taşımış güzide masal kahramanlardan biridir kendisi. Güzelliği masumluğu ve zarafetiyle hak etmiştir, bu sıfatı. Pek çok çocuk gibi bende daha ergen olmadan defalarca okudum bu masalı. Hatta farklı yorumlarla çizgi film ve film versiyonlarını da izledim.
Üvey annenin gazabından kurtularak misafirperver cüceleri evinde beyaz atlı prensi merakla bekleyişini ve prensin hayat öpücüğüyle can buluşunu, sevinçle karşılamıştım. Dahası cücelerin cinsiyetsizliğini kanıksamış ve prensese ev sahipliği yapmasını normal olduğunu düşünmüştüm. Tüm masallarda olduğu gibi bir prensesin ancak bir prensle birlikte olabileceğini hatta evleneceğini beklemiş, cücelerse “cinsel kimliklerinden arınmış oldukları için” prensese eş adayı olamaz, gönlünün onlardan birine kayma olasılığı bile düşünemezdim. Evlilik öncesi konaklama mekânı olan cüce evi bir süre sonra terkedileceğini bilinen uğrak yeriydi. Evin genel düzeniyle ilgilenme karşılığında yeme, içme ve barınma ihtiyaçları karşılanmaktadır. Böyle bir anlaşma var mı yok mu bilinmez ama taraflar budurumdan memnundu. Cücelerin sıfatlardan oluşan adları (uykucu, huysuz, meraklıvb.) onları niteleyecek adlara ihtiyaç duyduklarını için erken sıfatına ihtiyaç duymaktadırlar. Uzak diyarlardan gelen prensse babadan gelen soyadıyla bu ada doğuştan sahipti.
O günlerde mağdurluğuna inandığım prensesin cüceleriyle ilişkisini düşündüğümde aslında çokta masum olmadığını fark ettim.Masalın gerçekliğini sorguladığım anda Tod Browning’in korku filmi Freaks (ucubeler) imdadımayetişti.
Film 1932 yılında izleyiciden olumsuz not almış hatta Browning’in yönetmenlik kariyerinin sona ermesine neden olmuş olsa da, günümüze kadar taşınan ve kült film nişanesi alan güzide çalışmalardan biridir. Film konu olan hikayeyse “normal” insanlarla ucubelerin sirk ortamında bir arada yaşamasıdır. Filmin pamuk prensesle ilgisi de tamda bu noktada ortaya çıkar. Sirk çalışanlarından cüce Hans, trapez sanatçısı güzeller güzeli Cleopatra’ya aşık olur. Fakat Cleopatra filmin esas oğlanı Herkül’e aşıktır ve cüce Hans’ın aşkına karşılık vermez. Hans’a ailesinden kalan yüklü miras Clepatra’nın aşkın yönünü değiştirir. Film genelinde “normal” insanların üstünlüğüne ve ucubelerin gösteri dünyasının parçası olan tipler olduğunun altı çizilmiştir. Clepatra’yla aşk yaşayan Hans normal insanlara göre ötekileştirilerek, cücelerin normal insana âşık olamayacağı vurgu yapılmıştır. Toplum tarafından yüceltilen değerlerden olan para ve beraberinde gelen itibar Hans’ı normal insanlar sıfatına yükseltmesi onun hayallerini süsleyen aşkı yaşamasına izin vermemiştir. Filmin ummadıktaş baş yarar atasözünü doğrular nitelikte bir sona sahip olsa da, bunu anlatarak filmin seyir zevkine zarar vermek istemem.
Bu noktada evimizin prensesininde birlikte yaşadığı cücelere aynı Clepatra gibi faşizan tavır sergilediğini fark ettim. Evinden kaçmış bir kıza evini açan yedi kara yağız delikanlı konu alan bir masal olsaydı, masalın gidişatı bildiğimiz şeklinde olmazdı, zannımca.Fakat biz yedi cüceye hiçbir insanoğlu yakıştıramadı, ailemizin prensesine (enazından bildiğim kadarıyla) ve birlikte kurdukları yaşam normal kabul ettirdi bize. Esas oğlan yani namı değer prens ortaya çıkana kadar. Cinsel kimliğinden arınmış mağduru oynaya prenses hiç tanımadığı adamı aylarca hatta belki de yıllarca birlikte yaşadığı ortak yaşama son vermesine neden oldu. Prensin kollarında şifa bulan prenses yeni yaşam alanı saraya giderken cüceler anlayışla karşıladı, bu yolculuğu. Soylu ırka sahip olan prenses soylu ırka sahip olan prense emanet edilmişti. Cücelerse devir teslim törenini coşkuyla karşılamış ve hatta kutlamalarla taçlandırılmıştır. Hiç biri “durun, ben ona aşığım” deme cesaretini gösteremeden evlerinden uğurlamışlardı.Uzak diyarlardan gelen yabancı evimizin oğlu, aylarca evini paylaşan yedi delikanlıysa görevini layığıyla tamamlamış hancı rolünü almıştır.Finalde mutlu mesut yuvasını kuran prens ve prenses karşılar bizi. Hatta1970’de Ertem Göreç’in çektiği Pamuk Prenses ve yedi cüceler filminde, cüceler sarayın hizmetlisi cücelerle birleşerek “kendilerine uygun zümreden kişilerle”buluşur.
Bunları düşündüğümsıralarda ilk yardım Rammistein grubundan geldi. 2001 yılında çıkardıkları Mutter albümdeki Sonre adlı şarkısının klibi, benim düşündüğüm Pamuk Prenses olgusunun ötesinde portre çizdi.
Ardından Donald Barthelme’nin Pamuk Prenses romanını yalnız olmadığımı hissettirdi bana.
Yaşasın sanat ve edebiyat…
Not : Grimm Kardeşlerin masalının orjinalinde prenses hakkında çeşitli şaibeli bilgiler vardır.Ama bu bilgileri paylaşarak evimizin prensesini daha fazla kirletmeyi gönlüm el vermedi.








Hiç yorum yok :
Yorum Gönder